TİYANŞAN

Ükücülüğü ve Ülküdaşlığı Tatmak İçin...
 
Anasayfa::.ANASAYFA.::SSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapBAŞBUĞ

Paylaş | 
 

 ALİ BÜLENT ORKAN

Önceki başlık Sonraki başlık Aşağa gitmek 
YazarMesaj
Gökberk TİYANŞAN
REİS
REİS
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 606
Yaş : 32
NERDEN : İstanbul
KİŞİSEL MESAJ : Konu Ekleyen Ülküdaşlarımıza Teşekkür Etmeyi Unutmayın..!
Kayıt tarihi : 31/07/08

MesajKonu: Geri: ALİ BÜLENT ORKAN   Perş. Ağus. 28, 2008 4:37 pm

SENİ VE HAKKINDA KARAR VERENLERİ UNUTMADIK !..

13 Ağustos 1982, Ali Bülent Orkan'ı sabah ezanıyla Mamak zindanlarından sehpaya yolcu ettiğimiz, yiğit gönüldaşımızın şehadet şerbetini içtiği unutulmayan bir gündür. Allah yolunda, sehpada can veren bu yiğit gardaşımız, bu yolda ne ilk ne de sonuncudur. Bu kervana katılmak için ben de gönül diliyle her zaman Mevla'ya yalvarıyorum. "Yarabbi, bana da Ali Bülent Orkan’ınki gibi şerefli bir ölüm nasip eyle..."


12 Eylül öncesinde zalimlerin, mürtedlerin, münafıkların, ateistlerin, komünistlerin günümüz Ebu Cehil’lerinin, Ebu Leheb’lerinin karşısında, sanki bir Hz. Hamza, bir Hz. Ömer gibiydin. Onların korkulu rüyalarıydın. Kim ne derse desin, kim ne söylerse söylesin. Eksikliğinle, fazlanla, eğrinle, doğrunla, Türk-İslam'a hizmetin ve o yolda sehpalarda can verişin seni bizlere unutturmuyor. Gönüllerimizde yaşıyorsun. Seninle gurur duyuyor, seninle övünüyoruz. Gönlümüzü serinleten, bizi hayata bağlayan bir pınar gibisin. Tarihteki şehit düşen bütün önemli şahsiyetler gibi adını altın harflerle yazırdın.

Dün omuz omuza idik. Aç, açık kaldık, susuz, uykusuz kaldık, işkencelerde "Allah, Allah" diye beraber inledik. Sen sehpada yağlı ilmikle yeni bir hayat bulurken, biz ölmeden diri diri zindanlara konduk. Gerçekte ise, ne sen, ne de bizler ölmedik. Bizi öldürdüklerini sananlar yanıldıklarını yavaş yavaş anlıyorlar ve daha da iyi anlayacaklar... Gerekirse kafalarına vura vura anlatacağız. Bizim inançlarımızı ve fikirlerimizi değil elbiselerimizi astıklarını gördüler.

12 Eylül'den sonraki, engizisyon mahkemelerindeki gibi zulmü şiar edinmiş, gırtlağına kadar içki dolu marksist zihniyetli yargıçları, seni idama mahkum edenleri, ettirenleri, kararına imza koyanları unutmadık. Olağanüstü yetkilerle donatılan bu mahkemeleri "idam kararları çıkarmadan, inkilabımızın haklılığını ispatlayamayız" diyerek mahkemelere idam kararı verdiren, idam kararlarını onaylayıp infazını sağlayan, idam anında koltuğunda pürosunu tüttürürken, viskisini yudumlayarak oturan, ********leri unutmadık. Allah onların nefesini bir gün bizim elimizle keser inşaallah.

Ya peki, 12 Eylül sonrasında bizlere insanlık dışı işkenceler yapan, C-5 odalarında attıkları kahkahalarla "Burada Allah yok, Peygamber izinde" diyerek kudurmuş itler gibi üzerimize saldırarak salyalarını akıtan katliam figüranlarını nasıl unuturuz!!!

Biz biliyoruz; seni, hangi kahpe döllerinin niye cezalandırdığını. Bütün aleme de ilan ediyoruz ve şunu söylüyoruz “Bilesiniz ki, birgün sıra bize de gelecek, bütün kinimizle ve sabırsızlıkla öcümüzü alacağımız o günü bekliyoruz.”.

İdamından önce yattığı Mamak zindanlarında; hakkımızda, rehabilitasyon fikirleri üreten, bu fikirleriyle seni idam ettiren, bizleri yıllarca zindanlarda tutturan şizofrenler, megaloman cüceler, paranoyak Amerikan uşakları, Hristiyan medeniyetinin Türkiye’deki aşağılık temsilcileri, akademik ünvanlılar, Türkiye’li Salman Rüşdiler, Ankara'nın göbeğinde en konforlu binalarda, viski kadehlerini tokuştururken cezaevlerindeki Ülkücülerin tedavisini konuşan hokkabazları unuttuysak yazıklar olsun bizlere...

Küffar seni suçlu bulup idam etti. Ama unutmasınlar biz onları Allah'ın adaletiyle yargılayacağız. Eğer seni adaletle yargılasalardı mağdur ve mazlum olduğunu değil ceza vermek madalyalar verilmesi gereken biri olduğunu anlayacaklardı. Ama karıncalı beyinler bunu anlayamadı. Batılın temsilcileri seni bilmeden, belki en güzel makamla ödüllendirdiler. Şehitlik nişanesiyle şereflendirip, seni sevdiklerine, Resulullah'ın yanına gönderdiler. İnançlı olsalardı böyle olduğunu bilir ve seni idam etmezlerdi... Bugün çok pişmanlar, ahlayıp vahlıyorlar. Biz niye böyle yaptık, nasıl yanıldık diye dövünüyorlar!...

Yiğidim! Güneşi balçıkla sıvayabilirler mi? Bunu yapmaya kalkıştılar! Hiç, İslam'a gönül vermiş onun askeri, onun hizmetkarını unutturabilirler mi? Hayır ellerindeki balçığı kendi yüzlerine bulaştırdılar. Allah bize onları daha kötü hallerde de, görmeyi nasip etsin.

Sevgili, nur yüzlü Ali Bülent; seni dualarımızla yad ediyoruz. Senin için, seninle, acı ve çile çeken aileni selamlıyor, hürmet ve sevgilerimizi bildiriyoruz. Her birimizi bir Ali Bülent Orkan olarak bilmelerini istiyoruz.

OSMAN BAŞER

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tiyansan.hareketforum.com
Gökberk TİYANŞAN
REİS
REİS
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 606
Yaş : 32
NERDEN : İstanbul
KİŞİSEL MESAJ : Konu Ekleyen Ülküdaşlarımıza Teşekkür Etmeyi Unutmayın..!
Kayıt tarihi : 31/07/08

MesajKonu: Geri: ALİ BÜLENT ORKAN   Perş. Ağus. 28, 2008 4:36 pm



ALİ BÜLENT ORKAN



Mamak Askeri Cezaevi dehşet günlerini yaşıyordu...


..........Ali Bülent Orkan gezerdi bu hücrede daha önceleri. On onbeş günlük sakalı ile havalı havalı yürürdü bu havasız mekânda. Her sabah yarım saatlik bahçe vaktinde bir olurdu bakışlarımız. Mamak Askerî Cezaevi dehşet günlerini yaşarken, komünist örgütlerin kılını bile kıpırdatamadığı o şiddet ortamında, teşkilâtımız mensupları ferdî çıkışlarıyla destanlara konu olacak kutlu bir direniş gösteriyorlardı. Bunun en estetik örneğini Ali Bülent Orkan sergilemişti.
Şer örgütlerinin azılı tetikçileri idarenin baskısına boyun bükmüş yedek gardiyanlık yaparken, Ali Bülent Orkan gibi kardeşlerimiz direnişin sembolü olmuştu. Rütbesiz erlere 'komutanım' diye hitap etmek mecbur ve aksi durum, ağır cezaî müeyyidelere gerekçeydi. Fakat, kardeşim Ali Bülent;
-Hey asker ağa bir baksana, diye kapıdaki yüzbaşıya seslenerek, mitolojik bir çıkış yapıyor ve günlük sakal tıraşının mecbur olduğu o işkence günlerinde bir haftalık sakalı ile, üç adım hücre voltası atarak, 'Kartal kanat' yürüyordu. O sanki idam mahkûmu değil de, ilâhî bir celsenin karizmatik hâkimi gibiydi. Ali Bülent Orkan, 13 Ağustos 1982 Cuma günü sabaha karşı Ankara Ulucanlar Cezaevi'nde asılarak şehit edildi. Mübarek bedeni Ankara Karşıyaka Asri Mezarlığı'na defnedildi.
Ruhu şad makamı cennet ...

Yusuf Ziya ARPACIK

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tiyansan.hareketforum.com
cCcebru28cCc
TUĞGENERAL
TUĞGENERAL
avatar

Kadın
Mesaj Sayısı : 152
Yaş : 28
NERDEN : Berlin
İŞ/HOBİLER : Öğrenci
KİŞİSEL MESAJ : ...Tanri Dagi Kadar Türk, Hira Dagi Kadar Müslüman...
Kayıt tarihi : 04/08/08

MesajKonu: ALİ BÜLENT ORKAN   Ptsi Ağus. 18, 2008 9:49 pm



Yağlı Urgana Gittiği Günü Düğün Günü Bilen Yiğit ! ....

Ülkücü Hareketin efsane isimlerinden sembol şehitlerinden Ali Bülent ORKAN’ın yağlı urganda son nefesini verip şahadete ulaşmasının ardından tam 25 yıl geçti.

Samsunlu olup Ankara Aşağı Eğlence semtinde oturuyordu. İsnat edilen suçun olduğu gün kendisi pazarcılık yapıyordu. Suçlusun dediler. Ölene tabut tutan, kalana tabut tutan zihniyet iş başındaydı.
13 Ağustos 1982 günü saat 03:45’i gösterirken Ankara Kapalı Cezaevi’nin bahçesinde idam sehpası kurulmuştu. Bir yiğit, bir ülkü gülü akli dengesini kaybetmesine kadar varan işkencelere reva görülmüştü....

İlaçlarla, iğnelerle biraz kendine gelip toparlanmaya başlayınca hemen idam sehpasını kurmuşlardı. Bir yiğitti Ali Bülent… Bir Alperendi… Hak yolun mücahidiydi O. Ülkü davasının riyasız gönüllüsü. Kendisine reva görülen idamdı. Mustafa, Fikri, Cevdet, Cengiz, Selçuk, Halil, İsmet ve Ahmet gibi…
Vuslatı seçti yiğitler…
Zamana ve yaşananlara inat bütün güzellikleriyle inandıkları değer için kendilerini feda ettiler. Riyasızca inandığı davası için idam sehpasında gülümseyerek sehpalarını kendileri tepti…
Yiğidimizi hücresinin önünde nöbet bekleyen erden dinleyelim…
“Herkesin dilinde sohbetindedir. Birkaç kez hücresinin önünde nöbet tuttum, bir defasında onunla konuşmak için çok uğraştım ama başaramadım. Kalk dersin kalkmaz, yat dersin yatmaz. Yemek verirsin yemez. Yüzü sakala boğulmuş gözleri bile gözükmez kafası estiğince yaşıyor.
Yetkilinin biri geldi, karşısında durdu. Eğitime kaldırmak istedi kalkmadı. Söylenenlere aldırdığı yok. Hücresini açmaya korkuyorlar. Hava yok doğru dürüst, sıcak su yok, yıkanamıyor, hep hücrede hep hücrede. Bir birinci sigarası kapının dışında bir yere asılmış, orada görevli olan asker o işaretlerle istedikçe yakıp tek tek veriyor.
Emir böyle; delidir her kötülüğü yapacağı bellidir. Böyle denmiştir bizlere. Emir kuluyuz insan acıyor, istiyor ki ona yardım etsin, onun haline derman olsun, konuşsun, gülsün, diğerleri gibi havaya çıksın, eğitim yapsın. Nerede? Akşamdan kirli battaniyeni içine giriyor sabah çıkmak bilmiyor.
O sabah çorba geldi. Kapıya vurdum kalkmadı istedim ki sıcak sıcak çorba içsin. Kapıya bütün gücümle vurdum, ama duymuyordu sanki. Baktım beni duymuyor baktım kalkmıyor kapıya vurmaktan vazgeçtim.
Öğleye doğruydu kendiliğinden kalktı, bir ileri bir geri gitti geldi demir parmaklıklara yanaştı. Sonra yüzüme deli deli bakıyordu. Bir ara oyaladım. İlkin vermedim istedim ki biraz hareket etsin zıplasın tepinsin, bağırsın çağırsın. Yok, tınmadı bile öylece bekledi.
Yüzüme melül melül baktı. Tam deli suratı vardı. Valla ki korktum. Uzatmadım, hemen bir sigara yakıp verdim. Hücrenin bir köşesine hemen çömeldi, sırtını duvara dayadı sigaraya iki eliyle sarıldı. Somurdu dumanlar başının üzerinden döne döne tavana vurdu. Haline baktıkça ağlayasım geldi. Kendimden utandım. Onu bu hale getirenlere lanetler okudum.
Başına gelmişse emniyette gelmiş diyorlar. Orada çok cefa çektirmişler. Kafayı orada oynatmış. Yüzbaşı bizim koridora girdi esas duruşa geçtim, dikkat! komutu çektim. Kalkmadı, hâla öyle duvara yaslanmış sigarayı ağzından çekmiyor;0 yüzbaşı gelip hücrenin önünde durdu.
Bülent dedi; dönmedi. Çömeldiği yerden kımıldamadı bile, yüzbaşı güldü. Sonra cebinden malbora paketini çıkarıp gösterdi.
Al, Ali Bülent al dedi. Sigaraya koştu. Yüzbaşı paketten bir tane çıkarıp verdi. Elindekinin ateşiyle yeni sigarasını yaktı. Büyük bir zevkle tüttürdü.
Onu herkes seviyordu. Durumu hakkında cezaevi personelinin haberi olduğundan üzerine varmıyorlardı. Dedim ya her bir eğitimden ve nöbetten muaftı, karşısına geçtim ona dikkatlice baktım; gözlerinin altı mosmordu. İki dakika da bir iki elini kulaklarına götürüyor; kulaklarını kapatıyordu. Bir zaman öyle duruyor, sonra yavaş yavaş elini kulaklarından çekiyor; normale dönüyordu. Çok işkence görmüştü çok.
Ağzından bir tek kelime çıktığını duymadım. Sanki konuşmayı unutmuş, dili ağzında yok olmuştu. Adama çok eziyet etmişler bir insan akıllıyken, zor altında deli ediliyor yazık değil mi?
O gün çok düşündüm. Daha mahkemenin suçlu saymadığı birine akla gelmedik muamele yapmak insan işi olamaz. Ben o kadar yetkiye sahiptim ki istersem birçok insanı sakat bırakabilirdim ama yapmadım. Vicdanım el vermedi. Bana yakışmaz. Eli kolu bağlı bir kişiye dayak atmak er kişinin işi değildir.
Ne Ali Bülent’e, ne de bir başkasına bir fiske bile vurmadım; orada bulunanların hepsine de acıdım. Yemek yerken dayak, çay içerken dayak, tuvalete girer dayak; vallahi sabırlı insanlarmış. İnsanın fıttırması elde değil. Nöbetim orada biterken aklımda hep o vardı.
Rüyalarıma bile giriyor… İhtiyar nur yüzlü bir adam. Hücrenin önünden bir türlü gitmiyor. Durmadan dua ediyor diz çökmüş gözleri kapalı.
Oğlum korkma; Allah sabredenlerde beraberdir. İdam alsan da sakın kendini bozma sen ne ilksin ne de sonuncu. Allah yolunun yolcusuna müjdeler var. Ne mutlu sana ki çile çekiyor, günahlarının kefaretini çekiyorsun. Bu hal herkese nasip değildir.
Müslümansın Müslüman’ca yaşa ve öl; ölüme giderken sallanma, dilinden dualar eksik olmasın. Arkada bıraktığın gönüldaşların senden rahmetle bahsetsinler. Sen büyüksün, sen inanıyorsun, cesursun, mertsin hep Allah de!
Beyaz sakallı, nur yüzlü baba bir anda kayboldu; sisli bulutların içine girdi. Görünmez ufuklara yıldız oldu işte böyle bir rüya gördüm. Yataktan doğrulduğumda gözlerim yaş doluydu.
Bize gelmeden evvel emniyette uzun süre kalmış; ne olduysa orada olmuş, günahları boyunlarına çok eziyet etmişler, akla gelmedik kılıklara sokmuşlar; demek ki akıl dayanamadı. Tahammül sınırı çatladı, beyin iflas etti
İlk geldiği zamanlarda zır deliydi vallahi; sonra biraz akıllandı otur dersin oturmaz, kalk dersin kalkmaz, ismini bile zor söylettik.
Bir yere imza atması gerekiyordu. Dilimizde tüy bitti, o imza atmadı. Sonra zorla eline kalem verdiler öylesine karaladılar.
Hele gözlerini görecektiniz, fıldır fıldır oynuyordu. Yerinde duramıyordu. Bir o yana yürüyor bir bu yana yürüyor. Biri dedi ki; ‘bizim sopayı yerse akıllanır deliliği kalmaz’.
Denemesini o anda yaptılar.
Nafile…
O kadar sopa yedi, gıkı çıkmadı. Ben; onun yerinde olsaydım yerimden kalkamazdım. Çok dayanıklıymış.
Baktılar ki gerçekten deli, tuttular tek bir hücreye attılar, yüzü tertemizdi elleri de öyle. Üzerinde yırtık bir gömlek, bir kumaş pantolon vardı. Ayağında çorap bile yoktu. Hücrede eğitim yaptırmaya kalktılar. Milleti duymuyordu ki. Hep gözlerinin beyazıyla bakıyordu insanların yüzüne; orada da bolca sopa yedi ama eğitim yapmadı.
İdam olurken bile kafası yerinde değildi. Biz diyorduk ki deli raporu verip salıverirler. İdamı ilk celsede aldı ve hemen de onaylardı.
Ali Bülent’in bu hali dört ay devam etti. İğneler haplar derken biraz kendine gelir gibi oldu. Ama hemen eğitime alınıyor ve hastalığı tekrar nüksediyordu. Hastane hastane dolaştırıldı. Bir nebze iyileşmişti.
Aklı yerine geldi diye idam yaftası boynuna asıldı. Mamak idaresi de fırsat bu fırsat diyor eğitimin en zorlusunu yaptırıyordu. Dosya Yargıtay’dadır. Sonuç; idam yerindedir.
Üst makama arz edildi. Ali Bülent namaza başladı. Ettiği duaların son cümlesi; ‘Yarabbi sana gelmemi uzatma’ oldu.
Görevli soruyordu:
‘Son bir arzun var mı’?
Ali Bülent bu soruya güldü, güneşin parkalığını kıskandıracak derecede bir gülüştü bu. Görevli sinirlendi, elindeki bardağı masaya vurdu.
Arzunu sordum sen gülüyorsun deyince Ali Bülent soruyu sonranın gözlerinin içine baktı; görevli çekildi, ürkmüştü cevabını verdi Ali Bülent Orkan:
-Benim öldüğümü sanacaklara gülüyorum. Temizim pakım; Allah’ıma kavuşuyorum. Daha ne isteyeceğim ben hazırım.
Son sözün de mi yok annene babana ve… Görevlinin sözü dudaklarında adeta kilitlendi Ali Bülent hemen söze girdi.
-Vazifemi yaptığıma inanıyoruz. Ülkücünün kadir ve kıymeti ve ülkücünün nişanı pek yakındır. Bu hakikati bütün insanlığa duyurunuz istediğim bu.
Alanda bulunanların hepsi başlarını öne eğdiler, idama giden bir yüreğin iradesini anlayamadılar bu kadar metin ve vakarlı olması onları şaşırtmıştı. Kararı yüzüne okundu, emir verildi.
Girin kollarına!
[size=14]Bir anda koluna girenleri bütün gücüyle savurup geri döndü kızgın bir yüz, çakmak çakmak gözlerindeki ışığı dağıtarak:[/size]
‘Lüzum yoktur. Düğünüme gidecek kadar güçlüyüm kuvvetliyim.’
Kalpler durdu, betonlaşmış yüreklerde bile kıpırdanışlar başladı. Zulümlerinde kendileri ezildiler. Bittiler.
Ali Bülent etrafta bulunanlara bir kez daha göz gezdirdi. Ağlayanlar vardı. Yüzleri başka yöne çevirenler vardı. Kalpleri kütük gibi yananlar vardı. Onların bu durumunu gören Ali Bülent haykırıyor:
-Ağlamayın canlar ben yeniden doğuyorum.
Yağlı urgan boynunun hizasında Ali Bülent’in. Saat 03.45.
Dönen urganlı ilmiğe dudağıyla bir buse kondurdu, elleri kelepçeli olmasa o ilmiği çocuk gibi okşayacaktı. Yağlı urgana gelecek nesillere emanet türkülerini söyleyecekti. Dudaklarından son cümleler döküldü."
“Eşhedü Enla İlahe İllallah ve Eşhedü Enne Muhammeden Abduhu ve Rasuluhu”

Sezer YOZGAT
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Sponsored content




MesajKonu: Geri: ALİ BÜLENT ORKAN   

Sayfa başına dön Aşağa gitmek
 
ALİ BÜLENT ORKAN
Önceki başlık Sonraki başlık Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Diva Bülent Ersoy Kimliği

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TİYANŞAN :: ÜLKÜCÜ HAREKET :: ÜLKÜCÜ ŞEHİTLER-
Buraya geçin: