TİYANŞAN

Ükücülüğü ve Ülküdaşlığı Tatmak İçin...
 
Anasayfa::.ANASAYFA.::SSSAramaKullanıcı GruplarıKayıt OlGiriş yapBAŞBUĞ

Paylaş | 
 

 Hüseyin Nihal ATSIZ(ATA)-2

Aşağa gitmek 
YazarMesaj
ErGeNeK10
YÜZBAŞI
YÜZBAŞI
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 28
Yaş : 30
NERDEN : MersiN
KİŞİSEL MESAJ : KurbaN olayım AY'ına YILDIZına
Kayıt tarihi : 04/08/08

MesajKonu: Hüseyin Nihal ATSIZ(ATA)-2   Salı Ağus. 05, 2008 10:04 pm

Üniversite asistanlığından çıkarılan Atsız (Mart 1933) Malatya Orta Okulu`na Türkçe öğretmeni olarak tayin edilmiştir.
Malatya`da kısa bir müddet (8 Nisan 1933 - 31 Temmüz 1933) Türkçe öğretmenliği yapan Atsız, Edirne Lisesi Edebiyat öğretmenliği`ne tayin edilmiştir.
Atsız`ın Edirne`deki Edebiyat öğretmenliği de hemen hemen dört ay kadar kısa bir müddet devam etmiştir (11 Eylül 1933 - 28 Aralık 1933).
Edirne`de iken Atsız Mecmua`nın devamı mahiyetindekı "Aylık Türkçü Derğı" olan Orhun (5 Kaşım 1933 - 16 Temmüz 1934, sayı 1-9 ) Dergisi`ni yayınlayan Atsız, dergide Türk Tarih Kurumu tarafından çıkarılan ve liselerde ders kitabı olarak okutulan dört ciltlik tarih kitaplarının yanlışlarını ağır bir şekilde tenkit ettiği için vekalet emrine alınmış, (28 Aralık 1933), 9. sayısında da Orhun , Bakanlar Kurulu kararı ile, kapatılmıştır.
Dokuz ay vekalet emrinde kalan Atsız, Kasımpaşa`dakı Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`na Türkçe öğretmenı ölarak tayin olmuştur (9 Eylül 1934).
27 Şubat 1936 tarihinde ikinci eşi olan Bedriye Hanım (Atsız) ile evlenen Atsız`ın bu evlilikten 4 Kasım 1939 tarihinde Yağmur ve 14 Temmuz 1946 tarihinde de Buğra adlı iki oğlu olmuştur.
1 Aralık 1913 tarihinde İzmir`de doğan Bedriye Hanım`ın ailesi Raşit Kadı-zedeler diye tanınmaktadır. Babası asker olan Bedriye Hanım`ın tesbit edilen ecdadının hepsi ilmiye sınıfına mensup olup, Kadı`dadır.
İstanbul Üniversitesi Tarih Bölümü`nden 1935 yılında mezun olan Bedriye Hanım, Osman Sabit Bey`in üç kızından ikincisidir. Ablası Bedia Hanım (doğumu 1909) dört çocuk sahibidir. Edebiyat Fakültesi`nin Türk Dılı ve Edebiyatı Bölümü`nden mezun olan (1939) küçük kardeşi merhume Behiçe Hanım ( doğumu 1915 - ölümü 1967 ) ise Prof. Dr. Mehmet Kaplan`ın eşi idi. Behiçe ve Mehmet Kaplan`ın çocukları olmamıştır. Behiçe Hanım babasının Birinci Cihan savaşında, Kafkas cephesinde, vefatından sonra doğmuştur.
Atsız Bey, çok üzün müddetten beridır ayrı yaşadığı ikinci eşi Bedriye Atsız`dan da Mart 1975 tarihinde böşanmıştır.
Atsız. Kasımpaşa`dakı Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`nda Türkçe öğretmenı olarak 4 yıl kadar çalışmış ve 1 Temmüz 1938 yılında bu vazifesinden ıhraç edilmiştir.
Atsız`ın bu okuldan ıhraç edılmesinın sebebi de yine azınlık meselesi yüzündendir. Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`nun yönetmeliğine göre, Türk olmuyanlar okula öğrenci olarak alınamazdı. Yenı öğrencileri imtihan eden komisyonda üye olan Atsız, sorduğu sorularla adaylardan Türk asıllı olmuyanları tesbit etmekte ve öğrenci olarak okula alınamayan bu adaylar yüzünden de etrafındaki düşmanlar çoğalmakta idi. Deniz Gedikli Hazırlama Okulu`nun 1937-1938 yıllarındaki müdürü Arnavut asıllı idi. Arnavut asıllı müdür, Atsız`ı imtihan komisyonundan çıkarmış ve böylece okula Türk olmayan öğrenciler de alınmıştır. Bu hadise üzerine Arnavut asıllı müdüre selam vermeyen Atsız, müdürün Mıllı Savunma Bakanlığı`na yazdığı bir yazı sonucunda bu okuldakı vazifesinden ihraç edilmiştir.
Bünün üzerine Atsız, Özel Yüce-Ülkü Lisesi`ndeki öğretmenliğine devam etmiştir.
1937 yılından 1939 yılının Haziran`ının sonuna kadar Özel Yüce-Ülkü Lisesi`nde Edebiyat öğretmenliği yapan Atsız, 19 Mayıs 1939 - 7 Nisan 1944 tarihleri arasında yine özel bir lise olan Boğaziçi Lisesi`nde Edebiyat öğretmenliğinde bulunmuştur.
Atsız, Boğaziçi Lisesi`nin Türkçe öğretmeni iken Orhun (1 Ekım 1943 - 1 Nisan 1944 , sayı 10-16, toplam 7 sayı) Dergisi`ni yeniden neşre başlamıştır.>/p>
II. Dünya savaşı sıralarında yerli komünistler faaliyetlerini fevkalade artırdıkları halde, resmi makamlar bu aşırı hareketlere karşı tedbir almak yerine, seyirci kalmayı tercih etmekte idiler.
Atsız, ilgililerı ikaz için Orhun`un Mart 1944`de yayımlanan 15. sayısında, devrin başbakanı Şükrü Saraçoğlu`na hitaben bir "açık mektup" yayınlamıştır. Bu açık mektupta, komünistlerin artan faaliyetleri belirtilmekte idi. Orhun kapatılmadığı takdirde bir sonraki sayısında bu aşırı faaliyetlerin belgeleri ile birlikte örneklerini vereceğini bildiren Atsız, Orhun`un kapatılmaması üzerine Nisan 1944`de yayımlanan 16. sayıda, Giritli Ahmed Cevad Emre, Pertev Naili Boratav, Sabahattin Ali ve Sadrettın Celal`ın komünist faaliyetlerini açıklayarak devrin Mıllı Eğitim Bakanı olan Hasan Ali Yücel`i istifaya çağırmıştır.
Bu ikinci mektup yurt içinde büyük bir milli galeyana sebeb olmuş, başta İstanbul ve Ankara olmak üzere bir çok şehirde, komünızm aleyhinde gösteriler yapılmaya başlanmıştır. Bu arada Atsız`a yurdun her köşesinden mektupların, telgrafların gelmesi Ankara`daki yetkilililerı tedirgin etmekte idi. Miliı Eğitim camiasındaki komünistler sebebı ile kendı partisinin mensupları tarafından dahi sığaya çekilmeye başlanan Hasan Ali Yücel, ilk işi olarak Atsız`ın Boğaziçi Lisesi`ndekı Edebiyat öğretmenliği gorevine son vermiştir (7 Nisan 1944 ). Orhun Dergisi ıse Bakanlar Kurulu kararı ile yeniden kapatılmıştır.
Atsız`ın ikinci mektubunda "vatan haini" dıye tavsif ettiği Sabahattin Ali`de kışkırtılarak Atsız aleyhıne hakaret davası açmaya zorlanmıştır.
Atsız, aleyhine dava açılınca trenle Ankara`ya gitmiş ve Türkçü Gençler tarafından daha istasyonda karşılanarak, bir otelde misafir edilmiştir.
Hakaret Davası`nın 26 Nisan 1944 günü yapılan ilk oturumu gayet hadiseli geçmiştir. Bunun üzerine 3 Mayıs 1944 tarihinde yapılan ikinci oturuma üniversite öğrencileri alınmamış, bu yüzden de devrin Halk Partisi iktidarının ödünü patlatan büyük öğrenci gösterileri olmuş ve yüzlerce kişi tevkif edilmiştir.
"Sabahattin Ali - Nihal Atsız davası" olmaktan ziyade "Komünıstliğe karşı Türkçülük davası" halini alan bu davanın 19 Mayıs 1944 törenlerınde cumhurbaşkanı İsmet İnönü, Atsız ve arkadaşlarını ağır şekilde itham eden nutkunu söylemiş ve bu nutuk üzerine de Atsız ve 34 arkadaşı İstanbul 1 Nümaralı Sıkıyönetım Mahkemesi`nde yargılanmaya başlamışlardır. Aralarında Zeki Velidi Togan, Hüseyin Namık Orkun, Reha Oğuz Türkkan, Orhan Saik Gökyay, İsmet Tümtürk, Nejdet Sancar, Fethi Tevetoğlu, Alparslan Türkeş, Said Bilğiç gibi ünıversite profesörü, öğretmen, subay, doktor ve üniversite öğrencilerinden ibaret sanıklar, sorguya çekme adı ile ilk önce çeşitli işkencelere maruz bırakıldıktan sonra, 7 Eylül 1944 günü yargılanmaya başlanmıştır. "Irkçılık-Turancılık davası" adı verilen ve haftada 3 gün olmak üzere 65 oturum devam eden mahkeme, 29 Mart 1945 tarihinde nıhayetlenmiş ve Atsız 6.5 seneye mahküm olmuştur.
Atsız bu kararı temyiz etmiş ve Askeri Yargıtay 1 Numaralı Sıkıyönetım Mahkemesi`nin kararini esasından bozmuştur. Böylece Atsız, bir buçuk yıl kadar tutuklu kaldıktan sonra, 23 Ekım 1945 tarihinde tahliye edilmiştir.
5 Ağustos 1946 tarihinde 2 Numaralı Sıkıyönetım Mahkemesi`nde tutuksuz olarak başlayan Atsız ve arkadaşlarının davası ( bu dava prof. Kenan Öner - Hasan Ali Yücel davası ile tanınmıştır) 31 Mart 1947 tarihinde nıhayetlenmiş ve 29 oturum devam eden mahkeme bütün sanıkların beraatine karar vermiştir.
Nisan 1947`den Temmuz 1949`a kadar kendisine ış verilmeyen Atsız, Ekim 1945 - Temmuz 1949 tarihleri arasında geçinmek için kitaplarından bazılarını satmak zorunda kalmıştır. Bir müddet Türkiye Yayınevi`nde çalışan Atsız, Türk-Rus savaşlarının özeti olan "Türkıye Asla Boyun Eğmeyecektir." adlı kitabını da Sururi Ermete adlı şahşın adı ile yayınlamak zorunda kalmıştır.
Atsız`ın sınıf arkadaşlarından Prof. Dr. Tahşın Bangüoğlu Milli Eğitim Bakanı olunca, Atsız`ı 25 Temmüz 1949`da Süleymaniye Kütüphanesi`ne "uzman" olarak tayin etmiştir. Bir müddet bu vazifede çalışan Atsız, Demokrat Parti`nin iktidara gelmesinden sonra Haydarpaşa Lisesi Edebiyat öğretmenliğine tayin olmuştur (21 Eylül 1950).
4 Mayıs 1952 tarihinde Ankara ****** Lisesi`nde vermiş olduğu "Türkıye`nin Kurtuluşu" konulu bir konferans üzerine, Cumhuriyet Gazetesi Atsız`ın aleyhine yalan yayın yapmış, hakkında bakanlık tarafından tahkikat açılan Atsız`ın konuşmaşının ilmi olduğu tesbit edilmiş, fakat Atsız Haydarpaşa Lisesi`ndeki Edebiyat öğretmenliği görevinden "muvakkat" kaydı ile alınarak (13 Mayıs 1952) yine Süleymaniye Kütüphanesi`ndekı vazifesine tayin edilmiştir.
31 Mayıs 1952 tarihinden emekliliğini istediği 1 Nisan 1969 tarihine kadar Süleymaniye Kütüphanesi`nde çalışan Atsız`ın en uzun süreli memuriyeti bu kütüphanedekı memuriyeti olmuştur.
Adalet Partisi iktidarı zamanında Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde baş gösteren "yıkıcılık" ve "bölücülük" hareketleri hakkında, Atsız, ( Devrin cumhurbaşkanı Cevdet Sunay`ı Gaziantep`e giderken bir kişinin "ıdareciler Araplara toprak veriyorlar, biz Türklere vermiyorlar" sözlerine karşılık cumhurbaşkanı Sunay`ın "Türk topraklarında yaşayan herkes Türk`tür" demesi üzerine) Ötüken`in Nisan 1967`de yayınlanan 40. sayısından itibaren "Konuşmalar I" (sayı 40), "Konuşmalar II" (sayı 41), "Konuşmalar III" (sayı 43), "Kızıl kürtlerın yaygarası" (sayı 42), "Doğu mitinglerinde kürt devleti propagandası" (sayı 43), "Satılmışlar-Moskof Uşakları"(sayı 48), adlı seri makalelerinde kürtçü kömünistlerin Doğu Bölgelerimiz`de yaptıkları gizli çalışmaları açıklamış ve bu makaleler hakkında savcılıkça tahkikat açılmıştır. Savçılığın yaptığı ilk tahkikatta Atsız`a hiç bir şuç kondurulamamıştır. Ancak bu yazılar üzerine, Ankara`dakı kızıl teşekküller tarafından Atsız aleyhine hazırlanmış kızıl bildiriler sokaklarda dağıtılmış ve aynı günlerde Adalet Partisi`nin bir Diyarbakır senatörü, senato kürsüsünden Atsız aleyhine ağır bir konuşma yapmıştır.Bu sistemli girişimler sonucunda, Hasan Dinçer`in Adalet Bakanı olduğu sıralarda, bakanlık tahkikat açmış ve Atsız mahkemeye verilmiştir. Davanın devam ettiği 6 yıl içerisinde 12 Mart muhtırası verilmiş ve arkasından sıkıyönetim ilan edilmiştir. Sıkıyönetim mahkemelerinde Türk Milleti`nin ve vatanının birliğine ve bölünmezliğine karşı çıkan yıkıcılar, bölücüler, kömünistler ve anarşiştler mühakeme edilirken, sivil mahkemelerde ise aynı hususlara daha 4-5 yıl önce dıkkati çeken Atsız mühakeme ediliyordu. Uzun duruşmalardan sonra mahkeme Ötüken`in sahibi Atsız`ı ve sorumlusu Mustafa Kayabek`i 15`er ay hapse mahkum etmiştir. Mahkeme başkanının karara katılmadığı ve 2-1`lik ekseriyetle verilen bu karar temyiz edilince Yargıtay tarafından bozulmuş, fakat aynı mahkeme 2-1`lik kararda ısrar edince Yargıtay hükmü tasdik etmiştir. Atsız ve Mustafa Kayabek "Tashih-i karar" isteğinde bulunmuşlar fakat bu iştekleri mahkemece kabul edilmemiş ve böylece mahkümiyet kararı kesinleşmiştir.
Krönik enfarktüs, yüksek tansiyon ve ağır romatizmadan rahatsız olduğu için Haydarpaşa Numune Hastanesi`nde yatan Atsız`a Haydarpaşa Numune Hastanesi tarafından "cezaevine konulamayacağı" kaydı bulunan rapor verilmiş, fakat 4 aylık bir rapor adlı tıp tarafından kabul edilmemiş ve "reviri olan cezaevinde kalabilir" şeklinde değiştirilmiştir. Bunun üzerine infaz savcılığı 14 Kasım 1973 Çarşamba günü sabahı Atsız`ı evınden aldırarak Toptaşı Cezaevi`ne sevketmiştir. 40 kişilik adı suçlular koğuşuna konulan Atsız, bir müddet sonra reviri olan Sağmalcılar Cezaevi`ne nakledilmiştir. Atsız, kesinleşen 1.5 yıllık cezasını çekmek için hapse girince, Atsız`ın yazılarından, fikirlerinden, eserlerinden feyz alan milliyetçi ilim adamları, üniversite mensupları, gençlik teşekkülleri, kültür dernekleri vasıtası ile Türk milleti , cumhurbaşkanına başvurup Atsız için af çıkarmasını istemiştir. Atsız Hoca, suç ışlemediğini belirterek bizzat af talep etmediği halde , cumhurbaşkanı Fahri Korütürk yetkisini kullanarak Atsız`ın cezasını affetmiştir. 22 Ocak 1974 Salı günü öğleden sonra saat 17'de Bayrampaşa Cezaevi`nden tahliye edilen Atsız, 1.5 yıllık cezasının 2.5 ay kadarını cezaevinde geçirmiştir.
Atsız hiç şüphesiz ki Türk Mıllıyetçiliği`nin Zıya Gökalp`ten sonrakı en büyük ismi olmuştur.
Fikirleri ile yaşayışını telıf eden bir karaktere ve şahsiyete sahipti. İbnülemin Mahmut Kemal İnal`ın tarifi ile "Atlıyı atından indirecek derecede şiddetli yazılar yazan" Atsız, ateşli ve keskin bir üsluba sahip olması yanında, hususi hayatında sakin, kibar, mülayim, nüktedan ve şakacı idi. Kendisinden kaç yaş küçük olursa olsun herkese "bey" diye hitap ederdi. Vakur davranışı ve tevazü içinde yaşayışı ile, dimdik başı ve sağlam karakteri ile Atsız Bey, Türk Tarihinin derinliklerinden kopup gelen bir "Türk Beyi" idi.
Hayatı boyunca Atsız ile uğraşılmıştır. Her seferinde de uğraşanlar yenilmiştir. Mağlup olanların yerine yenilerı gelmiş, fakat ne Atsız`ı yıldırabilmişler ne de "ülkü" sünü yenebilmişlerdir.
Atsız, hayatında bir defa, o da ölüme karşı, mağlup olmuştur. Türk milliyetçiliğinin öncüsü olan Atsız, kuvvetlı bir Türkologdur. Türk dilini, tarihinı ve edebiyatını gayet iyi bilen Atsız, bılhassa Türk Tarihinin Göktürk devrini adeta yaşamışcasına bilir ve severdi. Çok sevdiği bu devreyi Bozkurtlar (Bozkurtların ölümü ve Bozkurtlar Diriliyor) adı ile romanlaştırmış ve Göktürkleri yeni nesile tanıtarak sevdirmiştir.
Deli Kurt adlı romanı Osmanlı Tarihinin ilk devrelerini romanlaştırmıştı.
Ruh Adam`dakı Selim Pusat`ın şahsiyetinde Atsız`ı görürüz.
Neşredilmemış eserlerinin içerişinde "II. Mahmut`tan günümüze kadar ki Osmanlı Hanedanı Tarihi" nı zikredebiliriz.
Hapısten çıkmasından vefatına kadar olan devrede hazırlamakta olduğu "Türk Tarihi" adlı eser üzerinde çalışıyordu. Küçük kardeşi Nejdet Sancar`ın ani ölümü Atsız için çok acı bir darbe olmuş ve Atsız, Sancar`ın ölümünden sonra ancak 10 ay kadar yaşayabilmiş, bu yüzden de üzerinde çalıştığı eserlerini bitirememiştir.
1975`in Kasım ayının ortalarında hasta olduğundan şüphelenilmiş, yapılan muayene ve testler sonucunda hasta olmadığı anlaşılmıştır.
10 Aralık 1975 gününün akşamı kalp krizi geçirmiş, gelen dokoör enfarktüs olduğunu anlıyamamıştır. Ertesi akşam, Atsız`ı ziyaret eden yeni bir kriz, Atsız`ı mübarek Cuma gecesi aramızdan alıp götürmüştür( 11 Aralık 1975 ).
Yarım asırdır hiç bir kuvvetin Türk Milliyetçiliği`nin burcundan indiremediği bayraklardan birincisi olan Atsız Bey`e Kurban Bayramı dolayısıyla ziyaret yapmak isteyenler, 13 aralık 1975 tarihinde Kurban Bayramı`nın ilk günü Kadıköy Osmanağa Camii`nde son vazifelerini ifa ettiler. Kılınan ikindi namazını müteakip Osmanağa Camii`nden Karacaahmet mezarlığında kardeşi Nejdet Sancar`ın yanına kadar, Türkiye`nin her yerinden gelen Türkçüler, O'nü eller üzerinde taşıdılar...
Mekanı TANRIDAĞI olsun!!
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör
Gökberk TİYANŞAN
REİS
REİS
avatar

Erkek
Mesaj Sayısı : 606
Yaş : 32
NERDEN : İstanbul
KİŞİSEL MESAJ : Konu Ekleyen Ülküdaşlarımıza Teşekkür Etmeyi Unutmayın..!
Kayıt tarihi : 31/07/08

MesajKonu: Geri: Hüseyin Nihal ATSIZ(ATA)-2   Salı Ağus. 05, 2008 11:08 pm

Teşekkürler kardeşim emeğine sağlık.

_________________
Sayfa başına dön Aşağa gitmek
Kullanıcı profilini gör http://tiyansan.hareketforum.com
 
Hüseyin Nihal ATSIZ(ATA)-2
Sayfa başına dön 
1 sayfadaki 1 sayfası
 Similar topics
-
» Saray Pehlivanlığı Mücadelelerinden Kesitler.

Bu forumun müsaadesi var:Bu forumdaki mesajlara cevap veremezsiniz
TİYANŞAN :: TÜRK DÜNYASI :: TÜRK BÜYÜKLERİ-
Buraya geçin: